
Ramazan ÖZEN
KUKLALAR VE KUKLACILAR
- ramazanozen4402@gmail.com
KUKLALAR VE KUKLACILAR
Dünya hayatı hak ile batılın mücadele alanıdır. Bu mücadele önce insanın nefsinde başlar, daha sonra toplumda ve devletlerde başlar.
Var olan devletler iki gruba ayrılır: Hak taraftarı olan devletler ve batıl taraftarı olan devletler.
Batılın peşinde olan devletler, Allah’ın dinine ve Allah’ın dinine inananlara savaş açmış olan, hak ve hukuk tanımayan, insanları sömürüp, köleleştiren devletlerdir. Batıl ideolojilerin iktidara gelmesi halinde neler olacağını Allahu Teala Bakara Suresi 204 ve 205. ayette şöyle belirtiyor: “Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.”
Hak taraftarı olan devler ise, halkı Müslüman olan ve Allah’ın dinini yaşamaya çalışan devletlerdir. Mü’minlerin iktidarlarını ise Allahu Teala Hac Suresi 41. Ayette “Allah'ın dinine yardım eden o mü'minler, kendilerine yeryüzünde bir hâkimiyet verdiğimizde, namazlarını dosdoğru kılarlar, zekâtlarını verirler, her türlü iyiliği emredip yayar, kötülük ve yanlışlıkları yasaklayıp önünü almaya çalışırlar. Bütün işlerin neticede varıp değerlendirileceği yer Allah'ın huzurudur.”
Bu iki devletin yanında bir grup devlet daha vardır, bunlar da “kukla devletler”dir. Bu kukla devletler halkı Müslüman olan devletlerden olabildiği gibi batıl ideoloji taraftarı olan devletlerden de olabilmektedir.
Halkı Müslüman olan kukla devletler haktan yana görünmelerine rağmen, özellikle iktidardakiler batılla kol kola gezmekte ve onların menfaatlerine göre hareket etmekteler. Bazen öyle durumlara gelinir ki kukla yöneticiler, kendi halklarına karşı batıl yöneticilerden daha gaddar ve acımasız olmaktadırlar.
Bugün dünya düzeni öyle bir kurgulanmış ki beş daimi ülke bütün ülkelerin iplerini ellerine almışlar ve diğer bütün ülkeleri kuklaları gibi oynatmaktadırlar. Atılan bütün adımlar beş daimi üyenin menfaatleri gözetilerek atılmakta, bu beş daimi ülkelerde özellikle Amerika’nın menfaatlerini gözetmek durumundadır.
1. Dünya Savaşı’ndan sonra devletlerin sınırları tekrar çizilirken, devletlere sınırları çizen irade, devletlerin başına da kendilerine hizmet edecek, kendilerinin menfaatlerine zarar vermeyecek, kendilerine kukla olacak kişileri seçtiler. Kukla olarak seçilen kişilerde, kendilerinin iktidarları için birçok tavizler verdiler. Öyle bir döneme gelindi ki kendi iktidarlarının devamı için kendi halklarına olmadık zulümler yaptılar. Her zulme de bir kılıf buldular. Nihayetinde kendilerini o makamlara getirenlerin menfaatlerine çok iyi hizmet ettiler.
Üst akıl sahibi olanlar iktidardaki kuklalarının ağızlarına bir parmak bal çalarken, kendileri bütün kovanı götürdüler. Kuklalar artık kendilerine hizmet edemeyecek duruma gelince de onları kontrol ettikleri iplerini kestiler, artık hareket edemeyecek duruma getirip onları zulmettikleri halkları ile baş başa bırakıp yeni bir kuklalar ile yollarına devam ettiler.
Günümüzde hala bu kukla yönetimlerin iktidarları devam ediyor. En son kuklalardan biri de son günlerde devrilen Suriye’deki Esad yönetiminin mensubu olan Beşar Esad’dı. Özellikle iki binli yıllardan itibaren değişen dünyaya gözlerini kapayıp, ülkesindeki insanlara daha insanca yaşayacakları ortamlar sunması gerekirken, o bu talepleri kanla ve zulümle bastırdı. Binlerce insan çatışmalarda öldü, kardeşler birbirlerinin kanını döktü, ülkelerinden kaçan, denizlerde boğulan insanların sayısının hesabı yok. Bu konuda akıl hocaları Rusya ve İran oldu. Rusya’nın, orada var olan üsleri ile sıcak denizlere açılan kapısıydı Suriye. Bu sıcak deniz hayalinin sona ermemesi için neye mal olursa olsun Esad’ın iktidarda kalması gerekiyordu. İran, sürekli Suriye düşerse sıra kendisine geleceğini, Suriye düşerse Lübnan’daki Hizbullah’ın düşeceğini, Hizbullah da düşerse de İsrail’in kendilerine saldıracağını öne sürerek Esad’ın neye mal olursa olsun iktidarda kalması gerektiğini söyleyip Esad’a destek oldular. Esad iktidarda kaldı ama milyonlarca insanın canına da mal oldu.
Bugün bakıldığında Esad’ın yaptıkları ne yazık ki İsrail’in Filistinlilere yaptıklarından pek de farklı olmadığı görülmekte. İran, direnişi güçlendirelim derken İsrail kadar gaddar bir kişiyi bile bile desteklemiş.
Neticede hiçbir stratejik hesap, hiçbir devletin çıkarı ya da hiçbir iktidar menfaati Aydan bebeğin sahile vuran cansız bedeninin hesabını veremez, hiçbir hesap Sednaya Hapishanesi’nde yapılanların açıklaması olamaz.
Aksa tufanı olayında İsrail devlet başkanı Netanyahu kukla yöneticilerin kulaklarını çok rahat bir şekilde çekti ve "Çıkarlarınızı korumak istiyorsanız tek bir şey yapmalısınız; Sessiz kalın." diyerek tehdit etti ve bütün dünyadan ses çıkarken Arap âleminde ses çıkmadı.
Mahmut Abbas kendisine çizilen sınırlar içinde devlet başkanlığını yaptığını zannederken kardeşleri öldürülürken ses çıkarmamakta ve İsrail adına bazı eylemlerde bulunabilmekte.
Esed’in sonuna baktığımızda on yıldır yapılan zulümlerin neticesinde ne oldu, yine kuklası olduğu ülkenin uçağına binerek ülkeyi terk etmek.
İran için ne oldu? O yücelttikleri direniş hattı bir anda çöktü. Yıllardır özellikle Sünni insanların kanları üzerinde yükselttikleri direniş masalının sonu geldi.
Netice kuklalar ve kuklacılar milyonlarca mazlumun kanına girdiler, var olan şehirleri yakıp yıktılar. İşleri bitti, kendi saraylarına çekildiler ve yaşamlarına devam edecekler. Peki yaralanan yürekler, onlara ne olacak? Aydan bebeğin ailesi ne yapacak? Sednaya hapishanesinde kaybolanların yakınları ne yapacaklar?
İktidarda kalmak için ya da iktidarları uğruna halklarına akla hayale gelmeyen zulümler yapan kuklaların Allah Rasulü’nün hayatında şu kesitleri çok iyi anlamaları gerekmektedir.
Allah’ın Rasülü, Mekke’de İslam davasından vazgeçmeyince müşrikler Peygamber Efendimize bazı tekliflerle geldiler. İnsanları İslam’a davet etmekten vazgeçmesi karşılığında kendisine birçok teklifte bulunurlar. Bu tekliflerden biri de, İslam’ı anlatmaktan vazgeçmesi karşılığında kendisine Mekke’nin reisi yani kralı olmasını teklif ederler. Ama Allah’ın Resulü bu teklifi kabul etmemiştir.
Allah Rasulü, Mekke’den Medine’ye hicret edince, teşkilatlanmayı bir devlet teşkilatı şeklinde yapıyor ve Medine’de İslam Devleti’nin devlet başkanı oluyor.
Peygamber aynı peygamber, vahiy aynı vahiy, neden Mekke’de devlet başkanı olmayı kabul etmiyor da Medine’de kabul ediyor? Çünkü Rasulullah Mekke’de devlet başkanlığını kabul etseydi kendi ilkelerinden, kendi inancından yani Allah’ın dininden vazgeçip Mekkeli müşriklerinin devlet başkanı olacaktı. Makam ve mevkie ulaşmış olacaktı, belki çok zengin olacaktı, ama Allah’ın peygamberi olamayacaktı ve Allah’ın dinini anlatamayacaktı. Ama Medine’de öyle olmadı. Medineliler, Allah’ın Rasulü’nden hiçbir taviz istemediler. Allah Rasulü, Medine’de devlet başkanı olduğunda öncelikle peygamber, sonra da devlet başkanı olarak görevini yapacaktı ve yaptı da.
Önemli olan sadece devlet başkanı olmak değil, kendi değer yargılarıyla ve halkının menfaatlerini dikkate alacak şekilde bir devlet başkanı olabilmektir.